Günlük yazacağız ya! tamam madem bu işin adı günlük, gün gün yazayım da bir görün o zaman
Dün, ( 25 Ağustos 2008 ) günlerden pazartesi. Yeni çalışmaya başlayanlar için ve zat’alim için makus günlerden biri..
Özgü hanım yine Ankara’ya geldi. Özgü insanı Mersin’de Taşucu’nda yaşamakta. Okul bitti -gitti. Neyse, gittikten sonra ehliyetini almaya gelmişti. Hayatta en zor ehliyet alan arkadaşlarımızdan biridir. Israrla almamak, alamamak için çabalamıştır. Neyse. Şimdi de diplomasını almaya geldi ama nafile, vermiyorlar. Erasmus öğrencisi olduğu ve Macaristan diyarlarında bir yıl yaşadığı için ne acı ki henüz okulla ilişiği kesilmemiş. Uzatıyorum.
Geldi. O gelince toparlanmak adet oldu. Biz de Ankara’da , bu yaz sıcağında bekçilik yapanlarla buluşuverdik. Sınırlı sayıda yapı kooperatifi gibiydik. Özgü- ben- Hakan ve Gökçe. Gamze hanım çok yorgun olduğu için teşrif etmedi. Servet’lerin düğünleri varmış üç beş tane, ona katılacakmış, gelmedi. Murat kardeşim canım ciğerimin buluştuğumuzdan saat 22′de haberi oldu. Ona katılmadı demek acımasızlık olur. Rıfat zaten hayırsız bir insan bilmiyorum niye gelmedi. Sinem Antep ellerinde fıstık ağaları arasında fotoğraf çektirmekle meşgulmuş. Ben zaten bu organizasyon gerçekleştirildiğinde çalıştığım için sadece … ya gel mesajına cevaben gittim ve kimler çağırıldı gidince öğrendim..
Mesele bu değildi ki niye bu kadar detaylı yazıyorum. Neyse zamanla öğreniriz. Bu ilk
Klasik mekanımızdaydık. Artık bir alışkanlığa dönüştü sanırım. Bir Brather’s bir de Publıc. Public’deydik. Ne güzel sohbet ettik. Bira içtik söylemesi ayıp. Sonra pişmiş tavuk alıp eve gittik. Hakan bizi sattı
evine gitti. Benim evde bir de Muhteber arkadaşım var. Kızlar çetesi olarak, gecenin bi yarısı pişmiş kelleler gibi, tavuğu yedik. Üstüne yemeye içmeye biraz ara verip, Türk kahvesi yaptık. Yine bir ritüele dönüşen fal bakma maceramız başladı. Gökçe sağolsun yine uzun uzun yazdı. Hepimiz ” ay ne hoş harika şeyler yaşayacağız” diyerek kalktık masadan. Ablam, evindeki armutları ( şu tatil yerlerinde çimlerin üzerine koydukları , içi straforla dolu oturak cinsi şeyler var ya onu diyorum) getirmişti. Teras neredeyse bir evin bir odası kadar kalabalık artık. Keyif yaptık üstünde.
Yine “üç kişi küçücük bir yer yatağında nasıl yatar? ” fizik sorusuna cevap vermek adına birlikte uyuduk. Tabi yastığa başımızı kor komaz uyumadık. Aksine hiç uyumadık. Gecenin üçü oldu sanırım. Kıkır kıkır..
Sabah, birlikte çıktık.
Ben özlüyorum. Okul günleri de böyleydi ya.. Şimdi herzaman ki gibi yine başka telaşlar var hayatlarımızda. Ama ben özlüyorum. Çok keyif aldım. Özgü’yü gördüğüme çok sevindim. Onu çok seviyorum.
Herkesi seviyorum.
Gün gün yazayım, bakın yakında bıkarsınız
Nazan D.
gökçe responded on 26 Ağu 2008 at 16:37 #
ben de herkesi sevıorum . . .